Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2721 E. 2020/1038 K.

23 Ağustos 2022 admin 0 Comments

0
(0)

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2721 E. 2020/1038 K.

1. Taraflar arasındaki “karşılıklı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara Batı 3. Aile Mahkemesince verilen her iki davanın kabulüne ilişkin karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.


2. Direnme kararı her iki taraf vekilince temyiz edilmiştir.


3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ


Davacı-Karşı Davalı İstemi:


4. Davacı-karşı davalı vekili 11.03.2013 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 18.04.1995 tarihinde evlendiklerini, 1996 doğumlu… ve 2000 doğumlu Sefa isimli ortak iki çocuklarının olduğunu, davalının müvekkiline karşı olumsuz tutum ve davranışlarda bulunduğunu, ayrıca Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/251 E. sayılı dosyası ile ortak çocuk…’ye yönelik “nitelikli cinsel istismar” suçlamasıyla yargılamasının devam ettiğini belirterek tarafların boşanmalarına, velâyetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına aylık 300,00TL tedbir-iştirak ve müvekkili yararına aylık 500,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000,00TL maddi, 100.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.


Davalı-Karşı Davacı İstemi:


5. Davalı-karşı davacı vekili 01.08.2013 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, kadın eşin hayâsızca hayat sürdüğünü, güven duygusu sarsan davranışlarda bulunduğunu, kadın eşin hükümlü olan kardeşi ile birlikte ortak çocuğu yönlendirerek müvekkiline iftira attıklarını, suçlamaların asılsız olduğunu, tahliye kararının ardından ortak çocuk Sefa’yı yalnız bırakarak evi terk ettiğini, müvekkilinin durumu sorgulandığında eşi tarafından … ve… isimli şahıslarla aldatıldığını öğrendiğini belirterek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, Sefa’nın velâyetinin babaya verilmesi ile müvekkili yararına 35.000,00TL maddi, 150.000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.


İlk Derece Mahkemesi Kararı:


6. Ankara Batı 3. Aile Mahkemesi’nin 17.04.2014 tarihli ve 2013/190 E., 2014/245 K. sayılı kararı ile; boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin; aile fertlerine karşı darp eyleminde bulunduğu ayrıca kızına karşı cinsel istismar iddiası ile yargılandığı, bunun karşılığında kadın eşin de sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlarda bulunduğu ve tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın da kabulüyle tarafların boşanmalarına, velâyetin babaya verilmesine, eşit kusurlu olarak değerlendirilen tarafların tazminat taleplerinin reddine, kadın eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmekle yararına 200,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir.


Özel Daire Bozma Kararı:


7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.02.2016 tarihli ve 2015/25553 E., 2016/1664 K. sayılı kararı ile; “…Hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından; kusur belirlemesi ve tazminat taleplerinin reddi yönünden, davalı-karşı davacı erkek tarafından ise; kusur belirlemesi ve manevi tazminat talebinin reddi ve yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 28.09.2015 günü temyiz eden davacı-davalı … vekili Av. … ve karşı taraf temyiz eden davalı-davacı … vekili Av. …geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:


Davacı-karşı davalı kadın dava dilekçesinde, davalı-karşı davacı erkeğin müşterek çocuk…’ye cinsel istismarda bulunduğunu iddia etmiş, Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılama neticesinde davalı-karşı davacı erkeğin beraatine, diğer sanıkların mahkumiyetine karar verilmiş, ancak temyiz aşamasındaki karar henüz kesinleşmemiştir. Cinsel istismara ilişkin ceza davası dosyasının sonucu, iş bu davada kusur durumunu etkileyecek olduğundan, ceza davasının bekletici mesele yapılarak sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, bu husus nazara alınmadan hüküm kurulması doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.


Direnme Kararı:


8. Ankara Batı 3. Aile Mahkemesinin 05.05.2016 tarihli ve 2016/284 E, 2016/336 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçeler yanında ağır ceza dosyasında delillerin toplanması sürecinin tamamlandığı, delillerin mevcut hâli ile aile hâkimi marifeti ile değerlendirilmiş olmasında bir sakınca mülahaza edilmemesi gerektiği, boşanma davaları içerisinde tarafların birbirlerine karşı ileri sürdükleri kusurların aynı zamanda TCK kapsamında kamu davası hâline gelebilecek iddialara ilişkin olduğu, farklı alanda yürütülen yargılamalar arasında uzun süren kamu davalarını boşanma davalarında bekletici sorun hâline dönüştürmenin, aile hayatını olumsuz yönde etkileyeceği, zira boşanma davası devam eden tarafların sadakat yükümlülüklerinin aynı şekilde devam ettiği, tarafların gayri resmî birlikteliklerine davetiye çıkartabilecek uygulamalardan şiddetle kaçınılması gerektiği, yasanın amir bir hükmüne dayanmaksızın takdiren değerlendirmelerle verilen bozma kararına iştirak etmenin mümkün olamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.


Direnme Kararının Temyizi:


9. Direnme kararı yasal süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK


10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların karşılıklı olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuksal nedenine dayalı olarak açmış oldukları boşanma davasında “erkek eşin ortak çocuğa yönelik cinsel istismar suçlamasıyla yargılamasının yapıldığı ağır ceza dava dosyasının” işbu davadaki kusur belirlemesini etkileyip etkilemeyeceği, burada varılacak sonuca göre erkek eşin yargılandığı ceza davası sonucunun bekletici sorun yapılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE


11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.


12. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin bir ve ikinci fıkraları;
“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır.


13. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken “ortak hayatın sürdürülmesi” olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak “temelden sarsılmanın” karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.


14. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki “birlik artık sarsılmıştır” diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m.2). Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 E., 2015/2795 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK m. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.


15. Yargıtay boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, ferileri ve boşanmanın mali sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.


16. Uyuşmazlık konusunun çözümü açısından, ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, eş söyleyişle ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde durulması gerekmektedir.


17. Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesi davasına etkisi, hukukumuzda 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun “Ceza Hukuku İle Medeni Hukuk Arasında Münasebet” başlıklı 53. maddesinde “Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.” hükmü ile yer almıştır.


18. Paralel düzenlemeyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri” ayrımında, yargılamanın ceza hukuku ile ilişkisinin anlatıldığı 74. maddesinde “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” hükmü ile hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. İlkenin esası; bir ceza kuralı ile kamu hukuku yönünden yaptırım amaçlanmışken, aynı uyuşmazlığa ilişkin hukuk kuralı ile kişilerin birbirlerine karşı hak ve ödevlerini düzenleyen medeni hukuk alanında bir yaptırım amaçlanmasına dayanmaktadır.


19. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak, hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.1.975 tarihli ve 1971/406 E., 1975/1 K.; 23.1.1985 tarihli ve 1983/10-372 E., 1985/21 K.; 27.04.2011 tarihli ve 2011/17-50 E., 2011/231 K.; 09.04.1014 tarihli ve 2013/4-1088 E., 2014/490 K. sayılı kararları ile de aynen benimsenmiştir.


20. Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile  belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hâkimi şekli gerçeği arayacak, maddi  gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hâkimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O hâlde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hâkimini bağlamasına,  818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53.maddesi bir engel oluşturmaz (HGK’nın 16.09.1981 gün E:1979/1-131, K:1981/587 sayılı ilamı; HGK’nın 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231 sayılı ilamı).


21. Öte yandan, Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (HGK’nın 11.10.1989 gün ve E:1989/11-373, K:472; HGK’nın 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231 sayılı ilamları).


22. Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince; yerel mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu belirtilerek her iki davanın kabulü ile boşanmaya karar verilmiştir. Karar; taraflarca kusur belirlemesi ve boşanmanın mali sonuçlarına yönelik temyiz edilmiş olup, boşanma bölümü yönünden temyiz edilmeyerek kesinleşmiş ve taraflar boşanmışlardır. Özel Dairece tarafların kusur belirlemesine yönelik temyiz itirazları ise; ortak çocuğa karşı işlendiği iddia edilen cinsel istismar olayına ilişkin ceza davası sonucunun eldeki davada kusur durumunu etkileyecek olması nedeniyle bekletici mesele yapılması gerekçesiyle karar bozulmuştur. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; erkek eşin ortak çocuğa karşı nitelikli cinsel istismar suçu nedeni ile yargılandığı ve dosyanın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere maddi bir olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş ceza mahkemesi kararının hukuk hâkimini bağlayacağı gözetilerek, yerel mahkemece, aynı yönlere işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulmasına, ceza davasının sonucunun beklenilmesi ile o davada tespit edilen maddi olgular çerçevesinde dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirilerek tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda kusur dereceleri hakkında bir karar verilmesi gerekirken, isabetli bulunmayan gerekçe ile direnme kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir.


23. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.


IV. SONUÇ:


Açıklanan nedenlerle;


Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,


Bozma sebebine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,


İstek hâlinde temyiz peşin harcının davacı-karşı davalıya verilmesine,


Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.12.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

How useful was this post?

Click on a star to rate it!

Average rating 0 / 5. Vote count: 0

No votes so far! Be the first to rate this post.

Leave a Reply:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.